Behçet Hastalığı

Behçet Hastalığı ya da Behçet Sendromu Türk dermatolog Hulusi Behçet (1889-1948) tarafından 1937 yılında tanımlanmış ve literatüre de kendi soyismi ile geçmiştir. Hastalık nadir, kronik, otoinflamatuar bir hastalık olup kaynağı henüz bilinmemektedir. Oluşan hastalık tablosunun vücut boyunca ilerleyen kan damarlarının hasarlanması ile ortaya çıkan vaskülitler sonucu geliştiği düşünülmektedir. Bu anlamda Behçet Hastalığı’nı kabaca damar iltihabı olarak düşünmek mümkündür.

Behçet Hastalığı tipik olarak 20-30 yaşlarındaki gençlerde görülme eğiliminde olsa da her yaştan ve cinsiyet ayrımı olmaksızın (genellikle erkek hastalarda daha ağır seyir görülmektedir) hastalar bulunmaktadır. Behçet Hastalığı tüm dünyada görülmesine rağmen doğu akdeniz, orta doğu, doğu asya, eski ipek yolu bölgesi boyunca uzanan ülkelerde prevelansı daha yüksektir. Hastalık en fazla Türkiye’de görülmektedir (ortalama her 100.000 vakasının 400 ü). Orta doğu ülkelerinde erkekler daha fazla etkilenirken; Amerika, diğer batı ülkeleri, Japonya ve Kore de ise kadınlar daha fazla etkilenmektedir. Prevelans hastalığın daha iyi tanımlanabiliyor olması ve vaka bildirimleri ile tüm dünyada artış göstermektedir.

Son yapılan çalışmalarla viral, bakteriyel, genetik ve çevresel faktörlerin hastalık gelişimde rol oynadığı gösterilmesine rağmen herhangi bir tetikleyici ya da spesifik bir sebep bulunamamıştır.

Behçet Hastalığı bulaşıcı bir hastalık değildir, bu sayede insandan insana yayılım göstermez. Semptomlar kişiden kişiye değişmektedir ve ayrıca aynı kişide de dönemsel farklılıklar gösterebilmektedir. Öyle ki bazı semptomlar hastalığın ilk yıllarında yokken daha ilerleyen yıllarda ortaya çıkabilmektedir.

Hulusi Behçet hastalık ile beraber oral ülserler, genital ülserler ve oküler inflamasyondan oluşan bir triadı da tanımlamıştır ve bu triad hastalık ile ilgili karakteristik bilgilerden sayılmaktadır. En yaygın semptomlar oral ülserler, genital ülserler, göz inflamasyonu, cilt lezyonları, ve artrittir. Göz içinde olan inflamasyon (anterior ve posterior üveit, retinit, iritit) ciddi olabilmekte ve tedavisiz kalmaları halinde görme kaybına yola açabilmektedir. Göz belirtilerinin varlığı durumunda tam göz muayenesi değerlendirmede mutlaka bulunmalıdır. Diğer semptomlar içinde kan pıhtıları, santral sinir sistemi inflamasyonu, sindirim sistemi ve nadiren de böbrek semptomları bulunmaktadır. Santral sinir sistemi ve gastrointestinal sistem tulumu sonrası gelişen barsak perforasyonu veya vasküler tutuluma bağlı büyük arter rüptürü ortaya çıkması yaşam süresine negatif yönde etki etmektedir.

Behçet Hastalığı sözü edilen semptomlardan en az iki tanesinin varlığında akla getirilmelidir. Hastalığın tanısı için paterji testi kullanılmakla birlikte testin pozitifliği tanı için yeterli görülmemektedir. Tanıya spesifik bir laboratuvar testini olmayışı nedeniyle klinik bulgular tanı konulmasını sağlamaktadır. Uluslarası Tanı Kriterleri içinde mutlak tanı kriteri tekrarlayan oral aft (1 yıl içerisinde en az 3 defa tekrarlayan ve hekim tarafından tespit edilen minör, majör aftöz veya herpetiform lezyonlar) olmakla beraber tekrarlayan genital ülserler, göz lezyonları, cilt lezyonları ve paterji pozitifliği kriterlerinden de en az 2 tanesinin eşliği aranmaktadır.

Behçet Hastalığı alevlenmeler ve iyileşmeler şeklinde seyretmektedir. Genellikle oral aft, genital ülserler ya da göz tutulumu ilk ortaya çıkan semptomlar olmaktadır. İlk 5-7 yılda ataklar sıktır, ilerleyen dönemde ise ataklar arası sürede uzama ve şiddetinde azalma görülmektedir.

Behçet Hastalığının tedavisi semptomatiktir. Semptomların azaltılması ve komplikasyonların (özellikle organ hasarları) önlenmesi amaçlanmaktadır. Prognoz ise hastalığın tutulum meydana getirdiği organ ve sistemlere göre farklılık göstermektedir. Tedavi yöntemleri ilaçla tedavi, fizik tedavi, rehabilitasyon, psikolojik önlemler, cerrahi tedavi olarak çeşitlilik göstermektedir. Aynı zamanda tedavi yöntemleri uygulama alanlarına göre lokal (cilt, oral ve genital bölge semptomları için) ve sistemik (organ tutulumları için) olarak da sınıflandırılmaktadır. Çoğu zaman kombinasyon tedavisi tercih edilmektedir.

 

Ferdanur Deniz

Bezmialem Üniversitesi Tıp Fakültesi

Dönem 3 Tıp Öğrencisi