Ailesel Geçişli Kanserler

KALITSAL KANSER SENDROMLARI

Geçen gün bir spor sohbet programında yorumcu Türk futbolundaki mevcut gerilimle ve buna bağlı performans problemleriyle ilgili bir benzetmede bulunurken annesinin bir sözüne göndermede bulundu; “Eskiden doktor gidecek bulamayınca, annem ‘sinirseldir’ diyordu. Tabi o zaman depresyon vs. terim hayatımıza bu kadar girmemişken. Altta yatan organik bir neden bulunamadığı zaman ampirik olarak psikolojik kaynakli kabul edilen hastalıkların patolojisinde zamanla bu durumun önemi somut bilimsel verilerle de kanıtlandı. Aynı şekilde hayatlarımızda yer eden ikinci hastalık grubu da kanserlerdi. Hastadaki kanserin altta yatan nedeninin bulunamadığı zamanlarda, ailede kanserli birey olmasi kanserin çeşidine bakılmaksızın hastadaki kanserin de genetik nedenli olduğu sonucuna varılırdı.

Bizim toplumumuzda ‘genetik’ kelimesinin zihinlerdeki karşılığı olan ‘kalıtsallık’ aslında; bir canlida gozlenen genetik degisikligin kusaktan kusaga aktarilabilir olmasıdır. Bu bağlamda bakıldığında kanserlerin tamami bir şekilde genetik bir nedene bağlanabilirken (henuz altta yatan nedeni aydinlatilamamis olanlar dahil) mevcut bilgilerimize gore sadece %5-10’unun kalıtsal olduğu bilinmektedir. Kalıtsal kanserler de yaygın olarak ‘Ailesel Kanserler’ olarak kabul edilmektedir¥.

Ailesel kanser denilince hemen hemen akla gelen ilk kanser turu Meme ve Yumurtalık kanserleridir. Ailesel Meme ve Yumurtalık kanserlerine yatkınlığın öneminin dünya çapında bu kadar farkındalığa ulaşmasında Angelina Jolie (Angelina Jolie Effect) ve kadın örgütlerinin kararlılığı önemli rol oynamıştır. Kalın barsakta kansere yol açan ailesel kanser sendromları da ayrıntılı bir şekilde ele alınan ve toplum tarafindan da farkındalığı artmaya başlayan kanser çeşitlerindendir. Bu kanser çeşitleriyle yapılan çalışmalar neticesinde tedavi yöntemlerinde de paralel gelişmeler görülmüştür. Genelde, tıp camiası içerisinde de en iyi bilinen bu iki kanser grubu dışında konunun uzmanları tarafından bile ailesel kanserler denilince ilk anda akla gelebilecek yaklaşık 10 kalıtsal Kanser Sendromu bulunmasına rağmen, bugüne kadar 50’den fazla Kalıtsal Kanser Sendromu tanımlanmıştır. Kalıtsal Kanser Sendromu, kısaca, “ailede en az bir bireyde, ilgili kanserin veya o kansere yol açan genetik nedenle ilişkilendirilebilecek baska bir kanser türünün bulunması ve saptanan genetik değişikliğin kuşaktan kuşağa aktarılabilmesi” şeklinde tanımlanabilir. Herhangi bir genetik değişikliğin saptanamadığı bireylerde; eğer kanserin ortaya çıkiıs yaşı o kanser türü için beklenen ortalama ortaya çıkış yaşından daha düşükse yine Kalıtsal Kanser Sendromu’ndan suphelenilmelidir.

Doğumdaki ve 60 yasindan sonraki ortalama yaşam süresi beklentileri, dünya genelindeki birçok negatif parametreye rağmen, artış trendine devam etmektedir (Dünya Sağlık istatistikleri-2015, DSO). Bunun sonucu olarak toksik ajanlara kronik maruziyet süresinin artmasıyla kanserlerle günümüzde olduğundan daha fazla mücadele etmeye devam edecek gibi görünüyoruz. Amerikan Tibbi Genetik ve Genomik Dernegi ve Amerikan Ulusal Genetik Danismanlar Toplulugu (Amerika’da ayri bir ‘Genetik Danışmanlık’ meslegi bulunmaktadır) tarafindan 2015 yılında yayınlanan “Kansere Yatkınlık Degerlendirmesi için Endikasyonlar” kılavuzunda hemen hemen her organda görülen farklı kanser türleri için değerlendirme kriterleri belirlenmiştir. Bunun içinde sadece kansere yatkınlık yaratması dışında farklı bireylerde farklı gelişimsel problemlere de yol acabilen sendromlar da yer almaktadir. Bu nedenle, özellikle, ailede baska kanser vakası bulunmasa dahi, ilgili kanser türünün beklenen ortaya çıkış yaşından daha erken bir yaşta ortaya çıkan her kanser vakasının ayrıntılı olarak genetik açıdan (laboratuar ve klinik) değerlendirilmesi çok önemlidir. Hastalara böyle bir olasılıkla gidildiğinde, haklı olarak, psikolojik açıdan kendilerinde de negatif bir sonuçla karşılaşıldığında kesinlikle kansere yakalanacakları algısı oluşmaktadır. Her sağlık çalışanının bu konuda tam bir bilgi ve donanıma sahip olmasa bile hastaları ilgili genetik tanı merkezlerine yönlendirecek şu bilgiye sahip olmaları gerektiğine inanmaktayım: ‘Bireyde bu kanserelere yatkınlık yaratan genlerin herhangi birinde zararlı mutasyon olması mutasyonu taşıyan bireyin kesinlikle o kanser türüne yakalanacağı anlamına gelmemekle birlikte risk toplumsal riske oranla önemli oranda artış göstermektedir.’

Her ne kadar Kalıtsal Kanser Sendromları şu anda mevcut kanserlerin küçük bir kısmını kaplıyor olsa da genetik ve biyoinformatik alanındaki gelişmelerle bu oranın artacağını ön görmek yanlış bir yaklaşım olmaz diye düşünmekteyim. Günümüzün popüler konulari arasinda yer alan vücudumuzdaki (özellikle kalın barsak) mikro-organizmaların genetik yapılarıyla bu mikro-organizmalarin yerleştigi bireyin genetik yapıları arasında etkileşim olabileceği ve bu etkileşim sonucunda kansere yatkınlık meydana geldiğine yönelik çalışmalar mevcuttur. Eskiden kalıtım dışı kabul edilen epigenetik değişikliklerin kalıtılabileceğine yönelik bilimsel verilerin artmaya başladığı şu dönemde mikroorganizmalarla aramizdaki ilişkiler için de benzer bir görüş birligine varılabilir. Yine kanser ile ilişkili genlerin fonksiyonel açıdan araştırılması sonucu bu genlerin ailedeki başka bir bireyde ilk olarak nörolojik gelişim problemleriyle ortaya çıkabileceğine yönelik çalışmalar da artmaya başlamaktadır.

Sonuç olarak; üçüncü hatta dördüncü basamakta bir alan olarak ortaya cikan klinik genetiğin esas olarak 1. basamak sağlık hizmetlerine entegre olmasında günümüzdeki en yaygın hastalık türü olan kanserlerin degerlendirilmesi cok büyük öneme sahiptir. Henüz her bireyin genetik haritasini çıkarıp kanserler dahil her türlü hastalık için kesin öngörülerde bulunabilecek donanım ve tecrubede değiliz. Bu nedenle Ailesel Kanser Sendromlarına yol açan genlerin belirlenmesi halk sagligi açısından da gereklilik arz etmektedir. Ve bu durumu yaygınlaştırmak için her kanser türünün Angelina Jolie gibi bir toplumsal figürü beklememesi gerekmektedir. Cunku hala kanseri tedavi etmenin masrafi onlemek icin yapılan masraflardan daha fazladır.

 

Benzer bir duzeltme cabasi onumuzdeki yillarda mutasyon/varyant icin de gosterilecektir.

Bir genetik durumun kalitsal olmasi icin o hastalığın/mutasyonun kişinin ailesinde yaygın olarak görülmesi gerekmiyor. Böyle bir durum ailesinde böyle bir hikaye olmayan bir bireyde ilk defa ortaya çıkabilir ve onun bu durumu kendisinden sonraki kuşaklara aktarma ihtimaline göre kalıtsallıktan bahsedilebilir. Bu genetik nedenlerin bulunması ailesel yığılım gösteren kanserler sonucunda olduğu için bu şekilde adlandırılmaya devam edilmektedir.

‡Angelina Jolie 2013 yılında, annesini erken yaşta kanserden dolayı kaybetmesi nedeniyle kendisine yapılan testlerde Meme ve Yumurtalik kanserine yatkınlık yaratan BRCA1 geninde zararli mutasyon saptandığını ve artmış olan kanser riskini azaltmak için koruyucu meme cerrahisini tercih ettiğini kamuoyuna açıklamıştı. Bu açıklamadan sonra dünyadaki BRCA1 taraması değerlendirmesi için başvuru ve taleplerde yüksek artış gözlendi.

 

Uzm.Dr.Volkan OKUR

Columbia University Medical Center

Department of Pediatrics

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir